18 Şubat 2010 Perşembe

HEAVEN & HELL





BLACK SABBATH'ın şarkısından veya Ronnie James Dio, Tony Iommi, Geezer Butler ve Vinnie Appice'den oluşan HEAVEN & HELL grubundan bahsetmeyeceğim.

Geçen gün ekşisözlük'te gördüğüm ateistlerin cehennemi boylayacak olması başlığına yazdığım bir yazı hakkında daha da kafa patlattım, hem onu buraya taşıdım hem de üstüne eklemek istediklerimi burada yazayım dedim.

Ne demişim?

"cennette kimler olacak?

bütün ömrü boyunca efendi efendi takılmış insanlar, namazında niyazında, pazarları kiliseye, cumaları camiye, cumartesileri havraya giden insanlar. fazla günaha karışmamış insanlar.

cehennemde kimler olacak?

her türlü günahı işlemekten sıkıntı duymayan insanlar. zinası, alkolü, uyuşturucusu, küfrü bol olan insanlar. bildiğiniz bütün rockstarlar, yazarlar, ressamlar, müzisyenler yani sanatçılar, efendime söyliim düzensiz kuralsız yaşayan insanlar. şöyle düşünün keith moon'dan george best'e, oscar wilde'dan salvador dali'ye türlü fantastik adam orada. muazzam bir eğlence cehenneme gidecek olanları bekliyor.

şahsen ben bu eğlenceyi tercih ederim. efenim neymiş "cennette huriler varmış", ya cehennemde? vakti geldiğinde traci lords'dan sasha grey'e, melissa ashley'den bree olson'a bütün porno yıldızları da orada olacak! hurinin kraliçesi lan! (pornoculara link vereceğimi mi sandınız?)

ben memnunum bu durumdan. bir de karl marx çıkıp bizi örgütlemeye kalkışmazsa sevinirim."

Harbiden de düşünüyorum da, cennette muazzam sıkıcı bir hayat bizi bekliyor. Burada efendi efendi oturan adamlar orada ne yapabilir ki? Aynı sıkıcılığa devam ederler.

Ya ama cehennemde? Tamam, yanacaz, donacaz da arada eğlence de süper olacak. Bir düşündüm de cehennemde kimlerle karşılaşmak isterdim diye, şimdiden çok sağlam bir liste çıktı karşıma.

Joey Ramone (Johnny'e küfreder durur)
Dee Dee Ramone (Bu da Johnny'e küfreder durur!)
Phil Lynott (Bu beni biraz korkutur, allahın şizofreni, metal konserinden çıkarıp klasik müzik resitaline götürebilir)
Keith Moon (Ona yetişmek imkansız)
John Entwistle (Bundan da korkarım, boru değil 58 yaşındayken 32 yaşındaki sevgilisiyle sevişirken kokainden öldü, ertesi gün de konseri vardı!)
Albert Einstein (Teknik konulara girmemek kaydıyla!)
GG Allin (Adamın başını derde sokabilir ama!)
Kurt Cobain (Bu da arada bir içinizi karartabilir ama olsun)
Bon Scott (Alkolik yapar adamı!)
Sid Vicious (Bunun zararı kendine!)
Mieszko Talarczyk (Tanışmıştık zaten, keyifli adamdı rahmetli)
Zimbl (Umarım İngilizce biliyordur, yoksa anlaşamayız!)
Peter Sellers (Her gün The Party filmini çekeriz!)

Muhabbetleri eğlenceli olmayacağını düşündüğüm ama bir şeyler kapabileceğimi düşündüğüm insanalr da yok değil:

Chuck Schuldiner (Bana hiç şamatacı adam imajı çizmedi, o yüzden sohbetini merak ediyorum)
Quorthon (Bu da öyle eğlenceli bir tipe benzemiyor, Viking tarihini anlattırırı, olmadı!)


ki bi de bunlar daha şu ana kadar cehenneme gitmiş olanlar, daha üstüne bir hayli insan eklenecektir muhtemelen.


Bir de kesin daha çok unuttuğum vardır! Onlara yakalanmamam lazım!


Bookmark and Share

THE URBAN VOODOO MACHINE - Bourbon Soaked Gypsy Blues Bop'N'Stroll





Ya bu adamları CLASSIC ROCK dergisinin 2010 Ocak sayısında verilen "Best Of 2009" isimli CD'de yer alan "The Real Criminals" isimli şarkıları ile tanıdım. Bluegrass, folk, çingene müziği falan ne varsa bir araya koymuşlar, hafif garage tadı da var, rockabilly falan da serpmişler üzerine, leziz müzik lan dedim dinlerken. O CD'de yer alan The Wildhearts, The Answer, Bigelf, Chickenfoot gibi grupların arasından sıyrıl sıyrıl sıyrıldılar resmen, en azından bana!!!

3 gündür de en çok dinlediğim albüm oldu Bourbon Soaked Gypsy Blues Bop'N'Stroll isimli albümleri. Akustik ağırlıklı, eğlenceli, bluegrass, blues, garage falan tarzlarında karizmatik bir müzik istiyorsanız şahane gelir bünyeye. Hatta, Gogol Bordello falan da dinliyorsanız, kaçırmayın derim.

Aşağıda albümden çıkan 3. single şarkısı olan Love Song #666'nın video klibi var. Nazire olsun diye sevgililer gününde çıkardılar. Şarkının sözleri de "I fucked your sister" diye başladığı için bizim memlekete çok yakın bir şarkı olduğunu düşünüyorum. (bkz. bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?)



http://www.myspace.com/theurbanvoodoomachine

http://theurbanvoodoomachine.com/content/

Bookmark and Share

CARDIGANS Röportajı (13.05.2006)




13 Mayıs 2006'da İstanbul'a konsere gelmişlerdi, sabah röportaja gittim de akşam konsere gitmedim. Çok saçma di mi? Neyse, basın toplantısından sonra kısa bir röportaj yapmıştım, YÜXEXES Dergisi'nde yayınlanmıştı. Aradan neredeyse 4 yıl geçmiş, bir de buradan yayınlayayım da blog kalabalık gözüksün :)

Life albümünüz ilk yayınlandığında Avrupa’da popüler olan müzik Brit Pop’tu. Life’ı yayınladığınızda Brit Pop’un egemenliğinde olan müzik piyasasında bir başarı elde edeceğinizi umuyor muydunuz?

Peter: 1995 yılında çıkmıştı. Ve sadece 3 yıldır birlikte müzik yapıyorduk. Albüm çıktığı sırada hiçbir beklentimiz yoktu, çok ilgi çekici bir müzik yaptığımızı sanmıyorduk.

Bir dedikoduya göre bir hard rock grubu olarak başlamışsınız, sonradan tarzınızı değiştirmişsiniz?

Nina: Bu sadece bir dedikodu. Biz hiç bir zaman hard rock çalmadık. Daha önceki gruplarımızda bu tarz denemeler olduydu ama Cardigans olarak hiç hard rock çalmadık. Magnus ve ben Cardigans’ı kurmadan önce hard rock gruplarıyla takıldık ama Cardigans’taki diğer arkadaşlar çok fazla bu türe yatkın olmadığı için hiç kalkışmadık.

Cardigans’ın ilk albümlerinde müzik tarzınız daha çok “easy listening” diyebileceğimiz sade, huzurlu ve biraz eğlenceli bir müzikti. Daha sonraları biraz daha karamsar bir yapıya bürünmüş olsa da son albümde tekrar bir canlılık söz konusu. Grubu bu yolculuğa sokan neydi?

Nina: İlk albümlerimizin geneline bakınca, yaptığımız müzik tam olarak sevdiğimiz bir müzik değildi. Üçüncü albümümüzü yaparken “hey, napıyoruz biz” gibi konuşuyorduk. Yapmak istediğimiz müzik karanlık veya çok aydınlık olmamalıydı. Gerçek şeylerden bahsetmek istiyorduk. Film müziği yapmak istemiyorduk. Bu yüzden biraz değişmeye karar verdik. Ama son albüme gelince bir öncekine oranla biraz daha aydınlık olmasını istedik tabi ki. Melankoli ile eğlencenin dozajını iyi ayarladığımıza inanıyoruz.

Video kliplerinizde de hep bir eğlence havası var. Özellikle “My Favorite Game”, 4 veya 5 ayrı sonu vardı klibin ve klibi izlerken Nina’nın kolundaki dövmenin izinin arabanın koltuğuna geçtiğini görebiliyoruz. Çekimler sırasında bundan haberdar mıydınız?

Nina: Bu çok komik birşey. Çekimler sırasında durumu fark ettik. Ama, nasılsa kimse fark etmez diye düşündük. Ama bir baktık ki herkes bunu konuşuyor! Ama işin en ilginç yanı, gören herkes sadece kendisinin fark etitğini sanıyor!

Çekimlerden sonra mı fark ettiniz?

Nina: Yok, çekimler sırasında herşey ortadaydı. Hatta, ben gösterdim yönetmene “bak dövme izi çıktı koltukta” diye, o da “boşver, kimse fark etmez” dedi! Herkes fark etmiş!

Basın toplantısı sırasında İsveç’teki müzik piyasası hakkında konuşurken Entombed’den bahsettiniz. İsveç metal piyasası hakkındaki fikirlerinizi öğrenmek isterim.

Peter: Çok dikkatli takip ettiğim bir piyasa değil artık ama Entombed’in en sevdiğim gruplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Wolverine Blues albümlerini çok severim. Ama, Nick ayrılıp The Hellacopters’ı kurduğundan beri çok takip edemiyorum. Şu sıralar İsveç’in en ünlü metal gruplarından biri olan In Flames’in çok iyi bir grup olduğunu söyleyebilirim ama benim sevdiğim gruplar arasında değil. Ama yine de belirtmem gerekir, İsveç’te yapılan müzik çeşitlerinin çokluğu gerçekten çok ilginç. İsveç kadar küçük veya az nüfuslu ülkelere kıyaslandığında piyasa çok daha gelişmiş ve çeşitlilik içeriyor. Örneğin, İzlandalı gruplara baktığınızda gruplar birbirine çok yakın müzikler yaparken İsveç’e baktığınızda biz varız, Entombed var, The Hives var, ABBA vardı!

Yakın zamanda bir film müziği yaptınız, hatta içinde White Stripes coveri da var.

Nina: Bir Finlandiya filmi için müzik yaptım. Film Fince olduğu için uluslar arası yayınlanır mı bilemem.

Bu filmin müziğini Nathan Larson ile yapmışsınız. Hatta, Cardigans’ın son dönem bazı şarkısözlerinde de adına rastlıyoruz. Kimdir kendisi?

Nina: Kocam!

Sözleri yazmadan önce mi evlendiniz? Yoksa sözleri yazdıktan sonra mı?

Nina: Uzun süredir beraberiz zaten. Son iki albümde sözleri yazarken onun da yardımına başvurdum. Tanıştığımızda zaten Cardigans vardı. O yüzden ilişkimizin bir parçası oldu Cardigans.

Basın toplantısı sırasında kendi aranızda fısır fısır konuşuyordunuz. Ne konuşuyordunuz kuzum?

Nina: Kendi aramızda şakalar yapıyorduk, espriler yapıyorduk.

Bizim hakkımızda mı?

Nina: Hayır!!!

Magnus birşeyler yazıyordu galiba? Ne yazıyordu?

Nina: Yok, o resim çizer hep. Basın toplantısındakilerin resimleridir sanırım.

Beni de çizmiş midir?

Nina: Kesinlikle!!!

Röportaj için teşekkürler.


Yazarın notu: Kısa diye küfretmeyin, hem vakit yoktu, hem de çok aşina olduğum bir grup değildi. Hoş, LIFE albümlerini bir ara ezbere bilirdim :(



Bookmark and Share

HANGOVER ve GG ALLIN Arasındaki bağlantı




İsim hafızam rezalettir, yerlerde sürünür. Grup ve müzisyen ismi haricinde hayatta diğer meşhurların isimlerini bilmem. Sinemacıymış, sporcuymuş, politikacıymış, hayatta aklımda durmaz. Ha, bir de porno yıldızlarının adını hatırlarım, o kadar.

2009 yılında seyrettiğim en güzel film (sanki çok film seyrediyorum da!) kesinlikle HANGOVER'dı. Muazzam bir hikaye, her türlü saçmalık mevcut. Hasta hasta izlemiştim, gülerken akciğerlerim acıyordu ama yine de izledim.

Dün gece durduk yere bir GG Allin takıntısı başladı bende, albümlerini falan dinlerken wikipedia'dan biraz inceleyeyim abinin hayatını dedim. Zaten kendisini dinlemeye HATED: GG Allin & The Murder Junkies isimli belgeseli izleyerek başlamıştım. Dün bir öğrendim ki, bu belgeselin yönetmeni Todd Phillips'miş! Yani HANGOVER'in yönetmeni. Hatta, beyimizin ilk filmiymiş GG Allin belgeseli.

Ne bileyim çok mutlu oldum, blogumun ilk yazısı bu olsun istedim. Eğer, HANGOVER ve GG ALLIN hakkında bir bilginiz yoksa HANGOVER'ı tavsiye ederim. GG Allin içinse önce kendisi hakkında ekşisözlük'teki şu yazıyı okumanızı, kararınızı da sonra vermenizi tavsiye ederim.






Bookmark and Share