31 Aralık 2010 Cuma

İyi seneler!


























2010'un nasıl geçtiğini sonra anlatacağım, daha bitmedi!


25 Aralık 2010 Cumartesi

Bir yıla daha baş baş!

Blogumda tanıttığım ilk grup URBAN VOODOO MACHINE, 2010 yılını na böyle uğurlamaya karar vermiş:



yeni albüm de 2011 Mart'ta geliyormuş... geleceği varsa göreceği de var!

Bookmark and Share

24 Aralık 2010 Cuma

GORAN BREGOVIC mevzusu























Hepimiz İstiklal Caddesi'nde yürüdük, bir şekil dinledik Underground, Arizona Dream veya Time Of The Gypsies'in müziklerini, değil mi? Ne de güzel şarkılardır onlar? Ne de olsa atalarımızın yüzyıllarca hükmettiği toprakların müziği, kulağımız da aşina bu ezgilere, sağolsun Arif Şentürk!


Balkanlar'ın en ilginç, yıllarca bir arada yaşayıp bir sabah kalktıklarında düşman olduklarını farkeden bir kaç milletten kurulu ülkesiydi Yugoslavya, hatta Underground filmi de bunun üzerine kuruludur ama içindeki ayrıntıları fark etmek için Yugoslavya tarihini bilmek gerekiyor. Dürüst olmak gerekirse Yugoslavya tarihini çok iyi bilmesem de Yugoslavya rock ve türevleri tarihine ilgim çok büyük, bunun da en büyük sorumlusu yukarıda adını verdiğim filmlerin müziğini yapan adam Goran Bregovic'tir.


Klipte arkada dizi seviyesinde gitar çalan kişi Goran Bregovic'tir ve bu video 1970'li yıllardan bir video. Abimiz ta o dönemler Yugoslav rock tarihine adını altın değil platin harflerle kazımaktadır. O dönemki grubu BIJELO DUGME kesinlikle çok acaip bir yapıya sahip bir grup.


İlk çıkış şarkıları Kad Bi Bio Bijelo Dugme'nin 2006 yılı konser versiyonunda grubun 3 ayrı dönem solisti birlikte söylüyorlar şarkıyı. Bu arada grubun bu şarkıyla aynı adı taşıyan ilk albümlerini bir şekil dinleyin, kesinlikle dinlediğiniz en iyi hard rock albümlerden biri olacaktır. Sıkı hard rock + balkan ezgileri + Sırpça sözler.

Çok acaip bir müzik yapısı diyorum, zira çok sıkı hard rock bestelerinin yanı sıra


gibi böyle şamatacı, punk rock kokan şarkılar ve


gibi Eurovision kokulu şarkılar da yapmaktalarmış. Müzikal sınırsızlık hastası olduğum bir mevzudur, becerebildiğin sürece yapacaksın arkadaşım. Bu şarkıda kullanılan "ooo"ları daha sonra Arizona Dream filmi müziklerinde Iggy Pop'a söylettiği In The Death Car'da "aaa" olarak balkan ablalara da söyletmişti.


Zaten, Goran Bregovic'in yaptığı film müziklerinde Bijelo Dugme'den izlere sık sık rastlıyoruz:

NE GLEDAJ ME TAKO I NE LJUBI ME VIŠE (Bijelo Dugme) vs ELO HI (Ofra Haza) (La Reine Margot Soundtrack)


(1.40'a kadar sabredin)


ĐURĐEVDAN JE (Bijelo Dugme) vs EDERLEZI (Time Of The Gypsies Soundtrack)



HAJMO U PLANINE (Bijelo Dugme) vs. GET THE MONEY (Iggy Pop) (Arizona Dream Soundtrack)



bir de bu güzide eserin Sinan Erkoç tarafından "Oyna da oyna" adında katledilmiş bir versiyonu da mevcut fakat insan haklarına saygımdan dolayı buraya koymuyorum.

Aslında uzun süredir Bijelo Dugme'yi tanıtmak istiyordum fakat hep es geçiyordum. Geçen gün bir belgesel izledim, SIRETNO DIJETE adında, 1977-1982 arası Yugoslav Punk Rock ortamını anlatan bir belgesel. Grupların popülariteleri ve kaliteleri bahsedilirken hep Bijelo Dugme ile kıyas yapılıyordu, hem bu yüzden hem de bu belgeselde izleyip de hastası olduğum bir şarkıdan sonra bu yazıyı klavyeye almaya karar verdim.


Yukarıda başını gördüğünüz belgeselde 1980 yılında çıkan IDOLI grubu ve grubun hem hit olmuş hem de başını derde sokmuş olan Maljciki şarkısını duyunca beynimden vuruldum, çünkü hem Yugoslav grup, hem Ska, hem Rus ezgileri bir arada! Tam benlik!


Şarkıda SSCB'nin sistemine ağır bir eleştiri ve parodi söz konusuymuş. Bu sebeple şarkı yayınlandığında SSCB Yugoslav hükümetine, TV ve radyosuna "yayınlamayın lan bu şarkıyı" diye uyarı geçmiş. Demek ki sanattan tek korkan bizimkiler değilmiş!

Dün akşam acilen bir yere yetişmeye çalışıyordum ve bu şarkıyı mırıldanıyordum ki, ulan, bu birşeye benziyor! Heya'lar, Lalala'lar falan...


Bu arada Maljciki'nin 1980 yılında yapılan kaydının prodüktörü Goran Bregovic!!! Ha, bunu buraya koydum diye Goran Bregovic'i sevmiyorum sanmayın, bilakis kendisini çok severim. Erhan Güleryüz gibi şarkının bestecisi gruba dava açıp CD'leri toplatmıyor....


Bookmark and Share

SOAD'ın varisi VIZA

Çok şahane arkadaşlarım var benim, duydukları beğendikleri grup, film falan oldu mu hemen paylaşırlar. Bir gece yürüyüşe çıktım, yolda bir ara twitter'a bir baktım, ÇGS'den Okan "hacı şunu dinle" diyip bir myspace linki göndermiş. Eve dönende bakarım diyerek yürümeye devam ettim. Eve döndükten sonra girdim grubun myspace sayfasına ve ilk şunu dinledim:


Tam, "ulan noluyor" derken bir de bu şarkı başladı:


"Serj'in sesini mi duydum ne?" derken, bir öğrendim ki Serj zaten halihazırda bu adamların menajeriymiş! O an anlamıştım enfes bir grup dinlediğimi, Okan beye binlerce kez teşekkür ettim ve abilerin albümünü dinlemeye başladım. Sanırım Eylül ayıydı isimlerini duyduğumda, şu an 24 aralık 2010 ve 2010'lu yılların yanına ilk küsuratı koymamıza bir hafta kalmışken diyebilirim ki 2010'un en iyi albümü budur!























Aslında abiler baya eski bir grupmuş, hatta bu Made In Chernobyl heriflerin 5. albümüymüş. Eski albümleri de fantastik, hatta 2008 yılı albümleri Eros'ta yer alan bir şarkı var ki, hem ismi hem melodisiyle hastası oldum:


Aslında bu blogda gruplar hakkında detaylı bilgi vermeye çalışırım ama bu abiler hakkında çok da ayrıntılı bilgiye ulaşamadım, bir de nedense bir şey bilmektense dinlemeyi tercih ettim alakasız yere, her gün bir kere dinliyorum abileri, öyle böyle değil. O yüzden albümden güzel bir kaç parçayı dinleteyim:

MONA LISA


Albümün 2. şarkısı ve ilk vurulduğum şarkı ama kısalığı yüzünden tadı damakta bırakıyor.

UZBEK BROTHEL


Kıpır kıpır bir şarkı, albümün en iyi iki şarkısından biri diyebilirim. Diğer iyi şarkının ismi Fork In The Road ama bu şarkıyı youtube'a koyan kişi şerefsizlik yapıp embed olayını iptal etmiş, o yüzden şarkının ismine tıklayıp youtube'dan dinleyin. Ama sabredin, 2. nakarattan sonra kopuyor şarkı!

SANS RED


Kız şarkısı!!! Tam anlamıyla kız şarkısı, hele ingilizce biliyorsa, hastası olur!

Not: SYSTEM OF A DOWN bir araya gelmeseydi bu adamlar o ekmeği iyi yerlerdi ama şimdilik kırıntılarıyla idare edecekler galiba.

Bookmark and Share

5 Aralık 2010 Pazar

SECOND!!!

Öncelikle hepinizden özür dilerim millet, uzun süredir buraya bir şey yazamadım. Türlü badireler atlattım, arada sosyal hayatıma ağırlık verdim, o yüzden bilgisayar başında geçirdiğim zaman azaldı. Taşındım, ettim derken burayı çok ihmal ettim, o yüzden müteessirim. Bu açığı kapatmak için canla başla çalışacağıma şerefim üzerine ant içerim. (ant içmek ne lan? sıvı mı lan bu ant?)

Neyse, arada burada yokken yaptıklarımı arada bir anlatacağım ama şimdi konumuza dönelim:




















Sene 2006, Roxy Müzik Ödüllerinin bilmem kaçıncısında YÜXEXES Dergisinin özel jürisinin üyesi olarak finallere gidiyorum. Genelde gruplar bana pek iç açıcı gelmiyordu. Ama o finallerde başta MAKİNE olmak üzere birkaç grup ilgimi çekerken, bir grup vardı ki ilk notalarını duyduğumda "hassss... bu ne lann!" dedirtmişti bana. Sahneye baya rock'n'roll ruhuyla çıkmış 4 genç cayır cayır punk rock çalıyordu. Catchy besteler, süper sözler ve sahne duruşları sayesinde İstanbul'da değil de California'da yarışmaya geldik sandık.

Bahsi geçen giriş:


Ardından çaldıkları 3 şarkı da dibimi düşürdü ve bu adamların elini sıkmam lazım dedim kendi kendime. Fakat, grup sahneden indikten sonra ortadan kayboldu. Aradan bir kaç dakika geçmişti ki bir genç gelip "abi sen Antisilence Erdem değil misin?" dedi. Nereden bilebilirdim ki o gece çok seveceğim, iyi bir dost daha kazanacağımı?


(Bu ülkede yapılmış en güzel coverlardan biri)

O günden sonra SECOND ve üyeleri bir süre hayatımın hep bir anında bulundular. Birlikte İzmir'e gitmeler (ki ikinci İzmir seferinde 24 saat içerisinde 8 öğün yemek yemiştik!), İstanbul'da provalarına katılmalar, birlikte içmeler falan derken, askere gittim ama döndüğümde gördüm ki grup üyelerinden Deniz İsveç'e, Özgür de Avusturya'ya gitmiş. Grup başka kadro oluşturmuş, ki yeni arkadaşlar da bir diğer hastası olduğum ve Second sayesinde tanıdığım Vanilla grubunun üyeleriydi ama kimya tutmamış olacak ki, bu kadro ilerlemedi. Ardından işlerim falan derken, iletişim koptu malesef.

Bir gün grubun gitar/vokalisti Özgün'den bir e-mail geldi. İçinde yeni bir şarkı vardı! Dinler dinlemez telefon açıp ağır küfürler saydırdım, zira şarkı çok güzeldi ve biz Türkler sevdiğimiz, hayran olduğumuz şeylere, kişilere küfrederiz! (bkz: Ulan orospu çocuğu nasıl gol attı, helal be!) Telefonda bana tekrardan toplandıklarını, arada provalar falan yaptıklarını söyledi, ben de bir an önce görüşmemiz gerektiğnii söyledim. Ama benim eşşekliklerim ve yoğunluğumdan ötürü anca 3 ay sonra görüşebildik. Sonuç ise geçtiğimiz Cuma gecesi (3 Aralık 2010) gerçekleşen konser oldu. Sıkı provalar, tanıtımlar, bir araya gelip geyikler ve iş konuşmalar, bitmek bilmeyen e-mailler ve telefon konuşmaları derken beklenen gün geldi.

Second saat 01.00 gibi çıkacaktı sahneye, saat 00.00 iken Pulp çok kalabalık değildi ve resmen bütün keyfim kaçmıştı, "o kadar uğraştık, bu konser daha kalabalık olmalıydı" diyordum ki saat 00.30 gibi mekan bir anda doldu! Punkından, ciksine, metalciden, cool tiplere, hatta sanki sosyete düğününe gelmişine kadar her çeşit insan vardı içeride.


Second sahneye çıktığında salonda yerinde duran bir kişi bile yoktu. Bütün herkes birlikte şarkıları söylüyordu. Hatta grup üyeleri bu tepkiden öyle duygulandılar ki, şarkı aralarında seyirciyle konuşurken cümle kuramıyorlardı. Seyirciye katılıp sapıtmaktansa uzaktan onları izlemeyi, hasret gidermeyi tercih ettim. Grup Balıklı Rum Balıkçı Ruhum'u çalarken araya IRON MAIDEN'dan Afraid To Shoot Strangers'ın gitar melodisini ekleyerek her punk metalci doğar dedirtti.


Sonlara doğru, üst kata çıktım ve grubu sahnenin üstünden izledim. Özellikle Ardından çalarken, seyircinin şarkıya katılımı inanılmazdı. Herkes şarkıyı ezbere söylüyordu.


Ve kapanışı grubun en eski bestelerinden biri olan İçinde patlar ile yaptılar. Arayı daha fazla açmayacaklarının sözünü verdiler. Sonrasında bu güzel konseri envai çeşit içki eşliğinde kutladık. Çok keyifli bir geceydi, sabahın köründe kalkmam gerekiyordu ama yine de onlarla eğlenmeyi tercih ettim.


Bu konserin tadı damağımda kaldı ve bu yüzden sizlerle paylaşmaya karar verdim bütün olan biteni. Ve bir de aklıma takılan bir mevzu var, onu paylaşmam gerekiyor:

Albümlü, klipleri tvlerde dönen, pr destekli bir sürü grup boş mekanlara, hissiz seyirciye çalarken, basılı materyalleri olmayan (abd'de yayınlanan ep'lerini saymazsak), bir tane amatör bir klibi olan ve 3 yıldır ortalıkta gözükmeyen bir grubun tıklım tıklım bir salonda yerinde duramayan, bütün şarkıları ezbere söyleyen bir seyirci kitlesine çalması türkiye'de müzik sektöründe malesef işi bilmeyen veya işi bilip kolaya kaçanların işbaşında olduğunu kanıtlıyor bence. Malesef sektörde idealist, girişken yapımcı ve menajer yok denecek kadar az. Yavaş yavaş sayıları artacak, buna inanıyorum.


Bookmark and Share

10 Haziran 2010 Perşembe

Milli Marş olayı


















Öncelikle beni şaşırtmadığınız için teşekkürü bir borç bilirim! Kesin Fiır Of Dı Dark kazanacak demiştim, öyle de oldu ama ben ona oy vermemiştim!

Kullanılan oy sayısı: 106

İlerleme var ama Ronnie James Dio'yu kaydettiğimiz günlerde yazdığım yazı yüzünden sayfamın okunma sayısı çok feci şekilde arttı. Umarım, bir daha böyle şeylere ihtiyaç duymadan sayfamın okunma oranı artar.


FEAR OF THE DARK - 33 oy (31%)


Bu eziyeti seçeceğinizden adım gibi emindim şerefsizim! Başka şarkı yok di mi? Tüüh! Reziller!


ENTER SANDMAN - 7 oy (6%)


Bunun da birinci olacağını düşünmüştüm ama yanılmıştım. İlk üçe bile giremedi! 27 Haziran'da şikayet edeceğim hepinizi!


ACE OF SPADES - 16 oy (15%)


Aferin lan! Bak bundan milli marş olur! Bundan ala milli marş da zor bulunur şerefsizim! Hatta, bir başka versiyonunu da koyarım:



SMOKE ON THE WATER - 10 oy (9%)


Bu şarkıyı duyduğum barda sesini kısıla kısıla duyarım, zira bu riffi duyduğum yerde kaçarım uzaklara, veririm kendimi yollara! Nasıl da nefret ettirdiniz lan bu şarkıdan! Sizce niye SOULFLY coverı seçtim?


SMELLS LIKE TEEN SPIRIT - 7 oy (6%)


Seviyorum lan ben bu albümü! Az oy vermişsiniz ama şarkı da iyi lan!


KILLING IN THE NAME OF - 18 oy (16%)


Orada olmak için neler vermezdim be!


OOPS! I DID IT AGAIN - 3 oy (2%)


Blogumu takip eden kokoşları merak ediyorum!


DAM ÜSTÜNDE UN ELER - 12 oy (11%)


Muhafazakar milletiz, değil mi?



Bookmark and Share

21 Mayıs 2010 Cuma

Ankara'dan çıkan en iyi grup ve beraberinde getirdikleri



















Kim ne derse desin, Ankara'dan çıkan en iyi grup THE CLASH'tir! Ne alaka demeyin dostlarım. Zira, grubun kurucusu Joe Strummer Ankara doğumludur. Bildiğin Ankara! O yüzden DR. SKULL Ankara'dan çıkan en iyi ikinci gruptur!


Özellikle London Calling gibi efsane bir albüme imza atan The Clash hakkında fazla bir şey yazmayacağım. Hatta, hiç bir şey yazmayacağım! Sadece The Clash bağlantılı bir kaç video paylaşasım tuttu:


HAVANA 3 AM - Reach The Rock

Basgitaristleri Paul Simonon tarafından kurulu bir grup.Malesef kısa ömürlü oldular. Sene 1991'di, Super Channel diye bir müzik kanalında paso klibi çıkardı bu şarkının. Çok sevmiştim ama yıllarca unuttum resmen şarkıyı. Bundan 3 yıl önce youtube'da karşıma çıktı da hasret giderdik.


BIG AUDIO DYNAMITE - I Turned Out A Punk

Öldü diye herkes Joe Strummer'ı bilir de, Mick Jones'u bilmezler. Ayıptır ama! Bu şarkı da Mick Jones'un 1984'te kurduğu, canı sıkıldı mı dağıttığı, aklına esti mi yeniden kurduğu grubudur. Bu şarkı da sanki "ulan neler yaptığımı özetleyeyim" deyip de yaptığı bir şarkıdır :)


RACHID TAHA - Rock El Casbah

Khaled Rai'nin kralıysa, Rachid Taha da bozguncusudur! O sebeple de bir The Clash hiti olan Rock The Casbah'ı bu kadar iyi yorumlamıştır! Zaten, Rachid Taha'nın ilk grubu Carte de Séjour'u dinlerseniz, özellikle de Douce France yorumunu, Rachid'in içindeki punk'ı ortaya çıkarırsınız.



Ulan bir ben yokum burada!


Bookmark and Share

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Önemli olan boyu değil, işlevi























28 Haziran 2003, Atatürk Havalimanı. Dış Hatlar Geliş'teyiz. Birazdan kapı açılacak ve kapıdan dev bir adam çıkacak. Heyecanlı bekliyoruz. Kapı açıldı, sol tarafta kendisini bekleyen bir kaç sıkı fanı gürültü kopardılar. Ben ise "kimse gelmedi" diye bakarken, kafamı öne eğdiğimde gördüm onu karşımda. Büyük şoktayım! 13 yaşımdan beri (yani 1988'den beri) dinlediğim o güçlü sesin sahibi bu kadar kısa boylu olmamalıydı!



Mart 1988. Karamürsel'de evdeyim. Ertesi gün okulun Uludağ gezisi var. Saatler de 1 saat ileri alınacak. Ama gece 12'den sonra Pop Saati'nde All The Fools Have Sailed Away'in klibi yayınlanacak. Cumartesi gecesi program sarktıkça sarktı, saat 01.00 gibi videoyu izledim ve yattım, sabahın köründe kalkıp geziye gittim ama yol boyunca uyudum.



28 Haziran 2003. Armada Otel'in barı. Odana yerleştin, otelin barına geldin. Davulcun Simon Wright daha önce gelmişti bara. Samimiyetten sorduk "baba, niye AC/DC'yi bıraktın?", tahmin ettiğim cevabı verdi "iyi müzik ama çalarken sıkılıyordum". Ardından sen girdin bardan içeri. Rock The Nations'ta çalacak olan KREATOR'un solisti Mille Petrozza da oradaydı. Mille, daha önce seninle tanışamamış, onun için de önemli bir fırsattı. Sohbete başladınız. İki müzisyen gibi değil de baba oğul gibi sohbet ediyordunuz. Hatta, sanki sen Mille ile tanışmak istemişsin gibi, daha çok sen konuşuyordun, Mille de öğretmenini dinler gibi dinliyordu seni.

Bir ara yanınıza geldik, muhabbete ortak olmak için. Bir gece önce çaldığınız Bang Your Head Festivali'nin anlatıyordun. Senden önce çalan Don Dokken'dan bahsediyordun. Hakkında pek hoş cümleler kurmadığın için burada paylaşmak istemiyorum.

28 Haziran 2003. Armada Otel'in hemen karşısında bir restorandayız. RTN1'deki 4 yabancı grubun 3'ü orada (Opeth festival günü gelmişti). Ama gecenin yıldızı sen olduğundan herkes senin etrafında dolanıyor. Sen ise bunun farkındaydın ama hiç rahatsızlık duymadan hepimizle sohbetler ediyor, anılarını paylaşıyordun. RAINBOW dönemini anlatıyordun. Rainbow'un iyi albüm satışlarına rağmen neden para kazanamadığından bahsettin. "Çok harcıyorduk, bir örnek vereyim: konser için gittiğimiz bir şehirde Ritchie Blackmore bir araba kiraladı ve otelin lobisine o arabayla girdi. Masrafı siz hesaplayın"


29 Haziran 2003. Maslak Venue. Backline alana geç geldiği için kapılar geç açıldı. Bütün grupların çıkış saati sarktı. Tabi ki senin grubunun da saati sarktı, zaten headlinerdınız, en geç siz çıkacaktınız. Kuliste büyük gerginlik var, yanına gitmeye korkuyoruz. Menajerin olan eşin de güleryüzünü bozmuyor ama konuşmaları katı. Halbuki röportaj yapmak isteyen iki televizyon kanalı var. NTV'den malesef adını şu an hatırlayamadığım bir bayan ve Dream TV'den Güven Erkin Erkal dışarıda bekliyorlar. Utana sıkıla geliyorum yanına, tam ağzımı açacağım "niye bu kadar geciktik? burada kaçta sahne alacağım da kaçta sahneden inip otele döneceğim? sabah erkenden Atina'ya uçağımız var, yarın orada çalacağız, kariyerimi tehlikeye atamam" dedin. İçimden "babacığım, senin kariyerine bir şey olmaz, hem 61 yaşındasın, bu saatten sonra ne kariyeri" demek geliyor ama diyemiyorum. Röportaj taleplerini iletemeden dışarı çıkacağım. O sırada gitaristin Craig Goldy ile göz güze geliyoruz. Yanıma gelip canımı sıkmamamı söylüyor, ben de röportaj olayından bahsediyorum, soracak yüzüm olmadığını söylüyorum. O da "röportajın bu konuyla alakası yok ki, eğer önceden verilmiş bir söz varsa yerine getirir kendisi, git söyle, çekinme" dedi. Geri döndüm, yanına gelip röportajdan bahsettim, nerede olduklarını sordun. Kapının önünde bekliyorlar dedim, "niye orada bekletiyorsun, alsana içeri" diyerek bir kez daha azar işittim.

(Bahsi geçen röportajlardan Dream TV için yapılanı 19 Mayıs 2010 Çarşamba gecesi Yüxexes'te yayınlanacak. 23 Mayıs 2010 Pazar gecesi de tekrarı var. Kaçırmayın)

Bekleyenleri içeri aldık ve sanki hiç bir şey olmamış gibi neşeli bir şekilde röportajları yanıtladın. Uzun uzun konuştun. Röportajlar bitti, tam "oh be keyfi yerine geldi" diyecekken "hadi artık, çıkalım bir an önce, çok geriliyorum" diyerek gecenin üçüncü azarını da patlattın.

Ardından sahneye çıktınız. Sanki sahnede 61 yaşında bir adam yok, 25-30 arası biri var gibi. Bir saniye yerinde durmuyordun. Sahneden indin, seyircinin elinden plağını aldın, imzaladın, geri verdin. Bir seyirciden Türk bayrağı aldın, onu gösterdin seyircilere. Dalgınlıkla bayrağı yere bıraktın ama saniyesinde yaptığının yanlış olduğunu fark ettin ve yerden alıp katlayıp düzgün bir kenara koydun. Seyircilerin elindeki pankartı aldın ve gururla herkese gösterdin.








































Kasım 2009. Mide kanseri teşhisi konduğu söylendi. Hepimiz üzüldük ama sana bir şey olmaz dedik. Ne de olsa 1957 yılından beri sahnelerde olan birinden bahsediyoruz. Sana bir şey olmaz ki!

Nisan 2010. Revolver dergisinin ödül törenine gittin. Ödül töreninden aşağıdaki videoyu izledim. İlk tepkim "bu adam hepimizi gömecek!"



16 Mayıs 2010. Sabah internette senin artık bizimle aynı oksijeni solumadığın haberleri dolaşıyor. Ama eşin yalanladı bu haberleri. Derin bir oh çektik ama içimden de "yoksa bu haberi bize alıştıra alıştıra vermek istiyor olmasınlar" dedim. Sonra kendime kızdım.

Gece oldu, zaten Fenerbahçe şampiyon olamadı, bütün keyfim kaçıkken, eşinin senin sitende yazdığını okudum.















Yoldaydım o sırada, hiç bir şey düşünemedim. Dondum kaldım. Tamam, senin büyük bir hayranın değildim, bütün albümlerini de dinlemedim. Doğrudur, ama yaptığın önemli şarkıların hepsini severim. Dream Evil albümünün ayrı bir yeri vardır benim için.

Ama bunların ötesinde sen çok önemli bir müzisyendin ve bir müzik tutkunuydun. Ekonomik olarak da rahat bir durumdaydın, bir kenara çekilip yayılabilirdin ama sen 67 yaşında bile stüdyoya girip Heavy Metal albümü kaydedebilen bir insandın. Sendeki müzik tutkusu eminim başka kimsede yoktur. En azından 67 yaşına gelip de hala bu müziği yapan biri çıkana kadar öylesin. Bildiğim kadarıyla 2012 yılında albüm yaparsa Lemmy alacak bu ünvanı. Ama olsun, o ünvanı alacak olan kişi de o olsun ama değil mi?

Ne mutlu ki bana, seninle tanışabildim. Kısa da olsa, az da olsa seninle sohbet edebildim. Senin azarını işittim. Bunun onurunu her zaman yaşayacağım.





















Uzun lafın kısası, artık biz öksüz bir müzik dinliyoruz. Heavy Metal'in babası yok artık. Ama unutmayacağız ki



ve





Bookmark and Share

16 Mayıs 2010 Pazar

Hazar Denizi ne alaka?

















Hazar Denizi (eski adı (Latince): Caspium Mare veya Hyrcanium Mare veya eski Rusça - Хвалынское море (Hvalınskoye More)). Adını Hazarlar'dan almıştır. Güneydoğu Avrupa ve güneybatı Asya'dadır ve dünyanın en büyük tuzlu su gölüdür. Tuzluluk oranı %1,2'dir. Hem deniz, hem de göl özelliklerini taşımaktadır. Petrol yataklarınca zengindir.

Ne alaka Hazar Denizi şimdi der gibisiniz. Ben de sizin yerinizde olsam, öyle derdim valla! Konu aslında biraz da reklam kokan bir içerik. Zira 25 Mayıs'ta güzel, güzel olduğu kadar da ilginç bir konser düzenliyoruz. Ta Amerikalardan size grup getiriyoruz: CASPIAN











Efenim, CASPIAN denilen şey ünlü Hazar Denizi'nin İngilizcesi oluyor. Yani, CASPIAN grubunu getirirken sanki Hazar Denizi Bandosu'nu getiriyormuş gibi oluyoruz. O sebeple de biraz CASPIAN gençlerden bahsetmek istedim.


CASPIAN, 2003 yılında dev adam Philip Jamieson tarafından kurulmuş. Dev diyorum, zira yukarıdaki fotoda en arkada olmasına rağmen en uzun olarak görünen arkadaş kendisi. Bakalım esasta kaçmış boyu! İlk başta bir kaç demo yayınlıyorlar, sonrasında da 2004 yılında memleketimizde de izlediğimiz Japon grup MONO ile bir ABD turnesi yapıyorlar. Aynı yıl da You Are The Conductor isimli bir EP yayınlamak suretiyle isimlerini iyice duyuruyorlar. Ama her şey 2007 yılında kopuyor. Bir post rock grubunun en iyi ilk albümleri arasında yer alabilecek The Four Trees’i yayınlayarak adını post rock camiasına kazıyan grup bol bol konser, turne, festival falan takılıp adını iyice duyurur.


Ardından grup 2009 yılının sonlarında 2. albümünü Tertia adıyla yayınlar.






















Özellikle Malacoda ve La Cerva gibi parçalarıyla Russian Circles, Isis gibi sert grupları andıran Caspian , Epocs in Dmaj ve eski kayıtlarından Some Are White Light gibi kayıtlarıyla da aynı parçalar içinde değişken element ve ruh hallerini içeren Explosions in the Sky ile This Will Destroy You’yu andırmakta.



Canlı performanslarındaki şovlarıyla ve yerinde kullandıkları ayrıca dinamizi arttıran sweep pickingleriyle ve son olarak kurdukları atmosferik ışıklarıyla seyircilerini kendilerini ait hissettikleri uzak diyarlara, belki de Hazar Denizi’ne götürüyorlar. Eğer siz de bu diyarlara gitmek istiyorsanız Mood Pro ve B Yüzü’nün 25 Mayıs 2010 tarihinde düzenlediği Punctum Performance(eski Studio Live)’da gerçekleşecek olan Caspian konserinde yerinizi alın !!



Bu arada Türkiye'nin online yayın yapan tek alternatif kültür dergisi RESET!'in yeni sayısında CASPIAN ile yapılmış güzel bir röportaj var. Yukarıdaki yazıda alıntılar yaptığım Hemi Behmoaras tarfından yapılmış güzel bir röportaj. Kendisi BLUE JEAN dergisi için de güzel bir CASPIAN yazısı döktürmüştü. Okumanızı tavsiye ederim.



















DÜNYA KÜÇÜK!

Geçtiğimiz salı gecesi RIVERSIDE konseri düzenledik, Punctum Performance'ta geçen konser sonrasında kuliste geyik çevirirken grubun solisti Mariusz Duda CASPIAN konserinin afişlerini gördü, "biliyor musun bu grubu" dedim, o da "biliyorum, bizim kulüpte çalmışlardı, GOD IS AN ASTRONAUT ile birlikte" dedi. O sırada bir mevzu oldu "ne kulübü lan" diye soramadım. Fakat sonradan gördüm ki, harbiden de gençlerin Varşova'da kulüpleri varmış Progresja adında. Envayi çeşit konser oluyormuş orada. Nereden anladın o mekanın Riverside'ın olduğunu diye sormayın, bir kaç mevzudan çözdüm :)

Bahsi geçen konserden bir video:


Bu arada CASPIAN konserinde açılış grubu olarak yer alacak olan kafabindünya'ya da bir göz atın:



Bu arada grubun ismiyle Hazar Denizi arasında ne bağlantı var, öğrenemediniz tabi, çünkü ben de bilmiyorum! Gelsinler, soracağım!

Bookmark and Share