2 Ekim 2018 Salı

DIE TOTEN HOSEN ile İstanbul'da röportaj (30 Eylül 2010)

2010 yılında çok enteresan bir konser için İstanbul'a gelen Alman efsanesi DIE TOTEN HOSEN ile nefis bir röportaj yapmıştım. Yıllar sonra buldum, şimdi sizlerle paylaşıyorum. Bu nefis röportajın gerçekleşmesinde katkıları bulunan sayın Eren Erdem'e teşekkürler ederim.

ERDEM ÇAPAR



30 Eylül 2010 gecesi Türkiye Rock’n’Roll tarihi için çok ilginç bir gece oldu. Zira, o gece Kuruçeşme Arena’da bulunanlar karanlıklar prensini izlerken, Bronx Pi Sahne’de bulunan bir avuç T.C. vatandaşı da Alman Punk Rock ortamının en baba grubunu izlediler.

En baba grubu diyorum, çünkü Die Toten Hosen Almanca konuşulan ülkelerde arenalarda, stadyumlarda çalan, çıktıkları festivallerde headliner olarak sahne alan bir grup. Kapalı gişe olmasına rağmen bir avuç T.C. vatandaşı izledi diyorum, çünkü konserde seyircinin neredeyse %90’ı Alman’dı! Hatta, sırf bu konser için İstanbul’a gelmiş olan bir Brezilyalı ile de tanıştım. Bu insanları buraya toplayan şey ise paragrafın başında belirttiğim gibi stadyumlarda, arenalarda çalan Die Toten Hosen’in İstanbul’da bir kulüp konseri verecek olmasıydı. Konser duyurulduğundan beri kafamı en çok kurcalayan bu konuyu ve merak ettiğim diğer birkaç konuyu sormak için konserden saatler önce Bronx Pi Sahne’ye geldik. 16 yıl aradan sonra Türkiye’de ikinci kez çalan Die Toten Hosen’ın karizmatik solisti Campino, sorularımıza ilginç cevaplar verdi, ardından da grup arkadaşlarıyla birlikte Mehmet Turgut’un objektiflerine mankenlik yaptı!



“16 yıl sonra tekrar bu şehirde çalacak olmak çok heyecan verici”

Öncelikle 16 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’a hoş geldiniz.

Teşekkürler, 16 yıl sonra tekrar bu şehirde çalacak olmak çok heyecan verici.

Bence de! Öncelikle bu konser hakkında ilginç bir şey anlatmak istiyorum. Yaklaşık 6 hafta önce evde Jagermeister içerken sizin geyik şarkınız 10 Kleine Jagermeister’i dinleyeyim dedim. Ardından, başta Wunsch Dir Was olmak üzere bir sürü Die Toten Hosen şarkısı dinledim ve sızdım. Sabah kalktığımda twitter’de bu konserin duyurusunu gördüm! Bir an için kamera şakası sanmıştım ama gerçekmiş!

Yani bu konser tamamen senin suçun! Çok Jagermeister içmişsin!

O yüzden karar aldım izlemeyi istediğim gruplar olduğu zaman geceleri içki içip sadece onlar dinleyeceğim. Tutar mı bu yöntem sence?

Olabilir, neden olmasın?

Ama bunun tam tersi bir şey yıllar önce olmuştu. Yine sizin oralardan The Bates’i yıllardır dinlemediğimi fark edip, bir gece evde sadece The Bates dinledim. Ertesi gün ise grubun solisti Zimbl’ın aşırı dozdan öldüğünü öğrenmiştim.

Ne???

Evet, aynen böyle oldu! Demek bu kez siz çok şanslısınız.

Lütfen grubumu bir daha dinleme!

Ama olmaz ki!

En azından çok ara verme, her fırsatta dinle bizi.

O olur bak.

Çok tehlikeli bir adama benziyorsun!




“Sanırım kariyerim boyunca yapmış olduğum en boktan duyuruyu 1994’te İstanbul’da yaptım!”

Neyse, röportaja dönelim bari, 16 yıl aradan sonra İstanbul’da çalacaksınız*, ilk konseri hatırlıyor musun?

Evet, hatırlıyorum. Çok büyüm bir amfi tiyatroydu ve arkamızda İstanbul Boğazı vardı. Bizim için büyük bir maceraydı. Çok kalabalık bir konserdi, seyirci deliydi resmen! Hatırladığım kadarıyla o dönem Türkiye’ye çok fazla rock grubu gelmiyormuş. Ama şimdi ise çok sık konserler oluyor ve sanırım şimdi tamamen değişik bir jenerasyon var burada. O yüzden bu gece burada değişik bir ortam bekliyorum.

Şu an yanımdaki arkadaşım Oğuz ve ben, ikimiz de 1994’teki konserdeydik.

Oooo, 16 yıl öncesinden 2 seyircimiz var yani!

Bildiğim kadarıyla bir kişi daha olacak. Yani üç kişiyiz! Peki, 1994’teki konserden sonra olanları hatırlıyor musun?

Hatırlamaz olur muyum? Konserdeki güvenlik seyircilere biraz sert davranıyordu. Ben de konserin sonlarına doğru gaza gelip seyircileri sahneye çağırma gafletinde bulundum! Sanırım kariyerim boyunca yapmış olduğum en boktan duyuru budur! Güvenlik çekildi, bir anda sahne tıklım tıklım oldu ve seyirci sahnede ne bulduysa alıp gitmeye başladı! 2 dakika içinde konser bitmişti çünkü sahnedeki bir çok şey çalınmıştı!

Sahnede kullanılan ziller, anfiler sizin miydi yoksa kiralık mıydı?

Bazıları bizimdi ama taşıma sorunları yüzünden büyük çoğunluğu buradan kiralanmıştı. O yüzden çalınan bir çok şeyin parasını cebimizden ödedik, sonuçta benim hatamdı her şey. Ama yine de hayatımızdaki en güzel konserlerden biriydi.

Ben de sahnedeydim ama hiç birşey çalmadım.

Tabi tabi, inanıyorum sana dostum.



“Bu yaşa geldik hala müziğimizle dünyayı gezmek, yeni yerler keşfetmek istiyoruz”

Yemin ederim! Neyse, bu geceki konser duyurulduğunda doğruluğuna inanmak için websitenize girdim ve çok ilginç bir turneye çıktığınızı gördüm. Önce birkaç Orta Asya ülkesi ardından Arap Yarımadası konserleri. Nereden çıktı bu turne? Çok alışılageldik bir turne değil.

Biz de bilmiyoruz!

Siz mi istediniz böyle ilginç bir turne yapmak?

Evet, bu yaşa geldik hala müziğimizle dünyayı gezmek, yeni yerler keşfetmek istiyoruz. Bu yüzden önce Orta Asya turnesi planlandı. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a gidecektik. Fakat Kırgızistan dışişleri bakanlığı bize izin vermedi. O yüzden o konser iptal oldu. Turnede boşluk oluştu. ;Tacikistan’dan Ürdün’e direkt uçuş yoktu, İstanbul aktarmalı uçmamız gerekiyordu ve bir gece İstanbul’da kalmamız gerekiyordu. Biz de madem bir gece İstanbul’da kalacağız, niye orada da çalmayalım dedik ve bu konser düzenlendi! Arap Yarımadası konserlerinden sonraya da uzun süredir yapmayı istediğimiz Polonya konserlerini ekledik. Böylece, hayatımızda çıkmış olduğumuz en ilginç turneye çıkmış olduk, çünkü her gün ilginç şeyler yaşıyoruz! Özellikle Orta Asya’da büyük maceralar yaşadık!

Nasıl? Anlatamayacağınız şeyler mi?

Hayır! Sadece oralar çok karışık. Mesela, Özbekistan ile Tacikistan’ın arası pek iyi değilmiş, o yüzden iki ülke arasında uçak veya tren yok. Sınıra kadar otobüsle gittik ve sınırda otobüsümüzü değiştirmek zorundaydık çünkü Özbek araçlarını Tacikistan’a sokmuyorlardı. Bütün aletlerimizi, bavullarımızı elimizde taşıdık. Tarafsız Bölge’de 800 metre bütün her şeyi taşıdık. Sınırda 4 saat vakit harcadık. Orada her polis memuru kendi alanının kralı gibiydi. Rüşvet alıyorlar, istedikleri gibi davranıyorlar. Tek şanslı olduğumuz nokta yanımızda Alman konsolosluğundan yetkililer vardı, biz de paramızı ve eşyalarımızı o araca koyduk, çünkü o araca dokunamazlardı. En azından değerli şeyleri öyle koruduk ve taşıdık.

Çok ilginç!

Evet, ayrıca konserlerde de ilginç şeyler olmadı değil. Bir konserde 3bin kadar seyirci vardı, 500’den fazla da polis! Tacikistan’da konser sırasında polis gelip konseri durdurdu. Sonrasında devam ettik ama sıkıntılı bir geceydi.

O zaman bu gece sizin için rahat bir konser olacak.

Evet, şu ana kadar her şey yolunda.



“Eskiden aptaldık ama güzel görünüyorduk. Şimdi ise sadece aptalız!”

Son albümünüz In Aller Stelle’in ana teması enerji, güçlü olmak. Niye böyle bir tema işlediniz. “Yaşlar ilerledi ama hala genciz” mesajı vermek için mi?

Evet, bunun gibi bir şey. Birkaç yıl aradan sonra yeni albüm yapıyorduk ve insanlara hala burada olduğumuzu göstermek istedik. Eskiden aptaldık ama güzel görünüyorduk. Şimdi ise sadece aptalız!

Rock Am Ring DVD’nizi izlediğimde 2 saatten fazla Punk rock çalıyorsunuz, durmuyorsunuz ve kendi kendime “bu adamlar 40 yaşlarındalar!” dedim.


Evet, sanırım hiçbir zaman olgun insanlar olarak davranmayı öğrenemeyeceğiz.

Peki, o festivalde bir şarkıda sahnenin çatısına tırmandın. 10 metreden daha yüksek bir yere tırmanırken hiç korkmadın mı?

Biz sahnede ne yapacağımızı hiç konuşmayız, bir strateji veya koreografimiz yok. Her şey doğaçlamadır. O yüzden sahnede bazı şeyleri yaparken bir sonraki adımı pek düşünmüyoruz. Bu yaşta öyle bir şey yapmak delilik ama durduramıyoruz kendimizi.



“1997 yılındaki özel bininci konserimizi vermemiş olmayı tercih ederdik”

Bunca yıl içerisinde hep ilginç maceralar, eğlenceli anlar geçirmişsiniz, hiç karanlık, depresif döneminiz olmadı mı? Yani, içinden çıkılamayacak kadar ağır bir dönem, “bırakalım artık” dediğiniz bir dönem olmadı mı?

Tabi ki yaşadık. Özellikle, 1997’de 1.000. konserimizi verirken, bunun çok önemli bir şey olmasını istemiştik. Kariyerimizin o ana kadar ki en önemli anı olmalıydı. Büyük bir konser düzenledik, konser TV ve radyodan canlı yayınlanacaktı. Bu geceyi milyonlarca insan izleyecekti. Ve o izdihamda kötü bir şey oldu ve hayranlarımızdan biri ezilerek hayatını kaybetti. Bu haberi aldığımızda yıkılmıştık. Çünkü, ne olursa olsun onun ölümünün sorumlusu bizdik. Bu konser olmasaydı şu an hala hayatta olacaktı. Konserden sonra uzun süre kendimize gelemedik. Hatta, bir araya bile gelirken zorlandık. 6 ay kadar bir araya gelip müzik bile yapamadık. Sanırım, kariyerimizin en kötü dönemi budur. Daha öncesinde uyuşturucu problemler, alkol problemleri yaşamış olsak da bu trajedi bizim kariyerimizin en kötü, en karanlık olayıdır.

Bu kadar ağır bir konuya gireceğimizi hiç tahmin etmemiştim.

Biz de heyecanla beklediğimiz o gecenin böyle kötü sonlanacağını tahmin edemezdik. Uyuşturucu, alkol ve başka her türlü sıkıntıyı yaşamak zorundaydık, onlar bu işin bir parçası. Ama o bininci konseri yaşamamış olmayı tercih ederdik.

Dürüstçe söylemek gerekirse, ben buraya gelirken en karanlık dönemleriniz arasında Bayern adlı şarkıyı yayınladığınız dönem olacağını düşünmüştüm. (Die Toten Hosen koyu bir Fortuna Düsseldorf taraftarı ve Bayern München’i hiç sevmediklerinden Bayern isimli bir şarkı yazdılar. Nakaratı da “Her şey olabilir ama asla Bayern’de oynamam”)

O dönem baya sıkıntı çektik, sadece Münih’te değil bir çok şehirde başımız belaya girdi. Şarkıyı yayınladığımızda Bayern Münich kulübünden bir tepki bekledik. Ama şarkı yayınlandıktan bir gün sonra televizyonda Bayernli futbolcuların Die Toten Hosen CD’lerini, plaklarını çöpe attığını gördük! Ardından, Bayern taraftarları bunun intikamını alacaklarını açıkladılar. O yüzden bir sonraki turnemizde konserlerimizde güvenlik önlemleri üst seviyedeydi. Sonunda birkaç ufak olay haricinde tehlikeli şeyler yaşamadık. Bir de Münih’te çok sayıda 1860 München taraftarı var, onlar bizi desteklediler!

Peki bu şarkı gerçekten de Markus Babbel için mi yazıldı? (Markus Babbel, Bayern’de oynarken Manchester United’ın 5 milyon poundluk teklifini reddetmişti)

Hayır. O şarkıyı Bayern München için yazdık, takımın geneli için. Markus benim arkadaşımdır. O zamanlar tanışmıyorduk ama bir gün bir telefon geldi bana ve arayan Markus Babbel’di. Bana “biliyorsun önceden Bayern München’deydim, hiç sevmediğinizi biliyorum ama artık tuttuğun takım Liverpool’dayım” dedi, sonra da buluştuk. Ardından da iyi arkadaş olduk ve beni diğer Liverpool futbolcularıyla tanıştırdı.



“Atina ve Yunanistan benim için bitti”

Liverpool taraftarı olmanın sebebi yarı İngiliz olman mı?

Evet! Annem İngiliz, o yüzden ben Fortuna’dan çok Liverpool’u tutarım. Hatta, İstanbul benim için çok önemli bir şehir, çünkü 2005 yılında Milan’ı İstanbul’da yenip kupayı almıştı.

Geldin mi maça?

Tabi ki! Turne arasında özellikle o günü ve ertesi günü boş bıraktırmıştım. Maçın olduğu gün İstanbul’a geldim, havaalanından direkt stada geçtim. Geri dönüş için iki bilet almıştım, biri Almanya’ya, diğeri Liverpool’a. Eğer maçı kaybedersek ertesi gün İstanbul’u gezerim diye düşündüm, ama maçı kazanınca staddan çıkıp havaalanına gittim ve saat 6’da uçakla Liverpool’a gittim ve takımla kutlamalara katıldım. Hayatımın en güzel anlarından biridir, o yüzden İstanbul’a müteşekkirim. Aynı sebeple de bir daha Yunanistan’a gitmeyi düşünmüyorum. 2007’de Atina’da Milan’a yenilip kupayı kaybedince Atina ve Yunanistan benim için bitti!

1994’teki İstanbul konseri Dünya Kupası’nın açılış maçıyla aynı gündü. Almanya – Bolivya maçı vardı hatta.

Evet, öyle bir şey vardı ama ben yarı İngiliz olduğumdan Alman milli takımını hiç tutmadım. Andi ve Breiti Alman mili takım taraftarıdır ama fanatik değiller.

Fortuna Düsseldorf’un fanatik taraftarları ama?

Biz grup olarak doğduğun büyüdüğün yere ait olan şeyleri korumanın, desteklemenin gerekliliğine inanıyoruz. Breiti çocukluğundan beri Fortuna taraftarı. Ben normalde Liverpool taraftarı olmama rağmen Almanya’da Fortuna’yı desteklerim, çünkü orada doğdum, orada büyüdüm, o takımın bir parçasıyım. Bir ara takımın sponsoruyduk, yönetiminde yer aldık.



“Dennis Hopper ile bir hafta geçirmek muazzam bir şeydi”

Bir de Wim Wenders filmi olan Palermo Shooting’de oynadın. Nasıl gerçekleşti bu?

Bu filmle ilgili bir şey anlatmam lazım. İlk kez anlatıyorum, çok heyecanlıyım. Bir gün bir otelin resepsiyonunda çalışan bir kadın “beyefendi, siz aktör müsünüz” diye sordu. Ben de “tam olarak değil” dedim. O da “Palermo Shooting’de oynuyorsunuz ama değil mi?” diyince “evet” dedim. Ve koskoca dünyada bana bunu soran tek kişi ünvanını ona verdim!

Belki de hayatının en karanlık anı odur?


Hahhaha! Hayır tabi ki. Ama filmin çekimlerinde Sicilya’da çok güzel vakit geçirmiştik. Bir de film yüzünden Dennis Hopper ile bir hafta geçirmek muazzam bir şeydi. Hem önemli bir aktör hem de çok ilginç bir insan olduğundan onun yakınında olmak güzel bir şeydi benim için. Hatta, çekimler sırasında bir sabah uyandığımda “evet, çok şanslı bir insanım ve bu yüzden de mutluyum” dedim kendi kendime. Uzun süredir öyle hissetmemiştim.

Bize vakit ayırdığın için çok teşekkür ederim, ama son bir soru sormak isterim. Sizin şarkılarınızın bazıları benim için çok önemlidir, bu gece Wunsch Dir Was ve Wunder çalacak mısınız?

Wunsch Dir Was zaten Die Toten Hosen konserlerinin değişmez bir parçasıdır ama Wunder yok listede, zaten onu çok az çaldık. Hatta diyebilirim ki bu şarkıyı çalmamızı isteyen ilk kişi sensin!

O zaman o şarkı benim olsun! Tekrar teşekkürler.

Ben teşekkür ederim, konserde güzel vakit geçirmeni dilerim.

Öyle olacağına eminim zaten**!





* Die Toten Hosen 17 Haziran 1994 Cuma gecesi Goethe Institut ve İstanbul Üniversitesi Rock Kulübü’nün ortak çalışmasıyla Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne almıştı.

** Hayatımda gittiğim en güzel konserdi!

NOT:  Bu röportaj 46 Dergisinin Kasım/Aralık 2010'da yayınlanan "Black Edition" sayısında yayınlanmıştır. O dergide bir de David Prowse (Darth Vader'in içindeki adam) röportajım var ama word halini bulamadım :(




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder